Hz. Musa’nın Duasına Sığınma Vakti

Acılanıyorum anne!
İçim kanıyor!
Her çocuğun babasından ayrılışına…
Her annenin göçünü yollarda düzmek zorunda kalışına…
Yandıkça yanıyor içim!
Vicdanım bıraktığınca temiz değil…
Kimi günlük meseleler, çıkarıma denk gelen neticeler beni gerçek acılara sağırlaştırabiliyor.
Artık haber bültenlerinin baş kahramanları haline gelen, bayrağa sarılı babalarının tabutları başında ağlayan çocuklar görmek beni şaşırtamıyor…
Babasının başında gözyaşı döken o çocuğun gözlerinden akan damlalar arasından insanlığımın akıp gittiğine bile yabancı gözlerle şahitlik ediyorum.
Dokunamıyorum…
Durduramıyorum…
‘Benim güzel evladım, vicdanın olmazsa insan saymazlar seni’ deyişine, senden duyduğum zamanlardaki gibi kütür kütür atan bir kalple mukabele edemiyorum.
Burdayım anne, her zalimin karşısında, zulmü yapan kim diye bakmadan, korkmadan, sonra başıma neler geleceği aklıma gelmeden, burdayım anne diye efelenemiyorum bile…
Boyum uzadıkça sesimin kısılması, saçlarım aklaştıkça yaşamak hevesimin gençleşmesi karşısında, senin tahammüllü sabrını gösteremiyorum.
Yıllar bir ağaç gibi meyveye durmama değil bir taş gibi yosunlanmama sebep oluyor.
Kendimi senin gözünden görmeyeli, nasıl da yabancılaşmışım kendime, bir bilsen.
Biliyorum anne!
Sen beni böyle yetiştirmedin…
Her canlının Allah’a ait olduğunu uzun kış geceleri boyunca yanaklarımı okşarken, saçlarımı tararken, sırtımı kaşırken anlattın durdun bana!
Demek ki, öğrenememişim anne…
Senin müşfik ellerin benim korkularımı giderirken, anlattığın gerçek korkuların farkına varamamışım.
Yazıklar olsun sana demez anneler biliyorum…
Vay bana der…
Vaylar bana der…
Veyl olsun bana ki, evlatcağızımın vicdanında bir parça hakikat bırakamamışım der…
Öyle de deme anne!
Evinden ayrılmak zorunda kalan…
Hendeklerin arkasından çocuklarının masumiyetini kurtarmaya çalışan anneleri gördükçe..
İçimin acımısı…
Kendimden utanmam ümit oluyor bana!
Senin saçlarımı tararken vicdanıma dokunsun diye anlattıklarını bağırarak söyleyemesem de hatırlıyor olmam ümit oluyor bana.
Hz. Musa geliyor aklıma…
Daha Peygamber olmadan, bilgisizce giriştiği bir kavgadan nasıl bir insanı öldürerek çıktığı geliyor…
Senin anne, vicdanıma fısıldadığın hakikat sözleri geliyor.
Irkçılık yaparak asla bir yere varamayacağımı anlıyorum.
İşte o vakit Taha Suresi’nde Hz. Musa’nın pişmanlığını Rabb’ine arz ettiği duası geliyor aklıma…
O duanın hırslı, öfkeli, ırkçılığın kirine belenmiş bir insanı nasıl insanlığa rehber bir Musa haline getirdiği geliyor aklıma…
Ve yeniden bağlanıyorum hayata…
Kalbimde Musa’nın, Firavun’a karşı Allah’tan yardım dileyen duasıyla!
“(Musa:) "Ey Rabbim!" dedi, "İçimi (Senin aydınlığınla) genişlet;
görevimi bana kolaylaştır;
dilimdeki düğümü çöz
ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler”